Thursday, June 2, 2011

What are you doing here?






Dear You,

I had a brutal crush on you but I said to myself I wouldn't do anything about it. When I heard about you and another girl though, I thought it's now or never. So I simply walked to where you were and since then there has only been you.

 

You make me laugh so much and you awakens every butterfly in me. You whisper sweet words in my ear and I want to hug you all the time and you tell me you want me to. You giggle when I give you a thousand kisses all over your face and I remember you said I'm the prettiest girl in town. I don't think about what's happening or will happen, I'm just enjoying every moment with you.

But in every relationship we have - with girls, boys, friends - sooner or later we argue. And suddenly it all feels so fragile.

I really want you. I really like you. But I don't tell you that tonight. Instead I'm doing what I know is wrong - I'm walking away, I'm going home. Because even if we're having an incredible time, I don't really know you and your thoughts and if you think "us" is happening too fast instead of so fast, I don't want to hear it tonight. Each day I want to have you one more day so me liking you as much as I do is really freaking me out.

And to all of you whose hearts are aching by liking someone and not doing anything about it - what are you still doing here? Go tell them, go take a shot, go fall in love!

Sometimes you have to give life a push and hope that it's the right time and place and that both are ready for what may come. The worst thing that can happen isn't even that bad - if he/she doesn't feel the same at least you will feel awesome about telling them how special they are.

But if everything goes well, it can be amazing.

Remember though - your heart will ache anyway, because you're so scared to screw it all up and the feeling you get by the thought of losing something great is almost as awful as not having it at all.

Thursday, May 26, 2011

Boyumdan Buyuk Sozler Etmek.....




Kadin- erkek iliskileri……

Peri masali gibi kurulan evlilikler, yeni yuvalar kumdan kaleler gibi birkac dalgada yikiliveriyor gunumuzde. Kadin ya da erkek ayrilik sirasinda ve sonrasinda oylesine canavarlasiyorki; iki tarafta agzindan salyalari akarak saga sola saldirmaya basliyor. Ciftler birbirinin kuyruklarina oylesine basiyorki; iki tarafta etegindeki tum taslari dokmeye basliyor: “ sen cocugunla ilgilenmedin”, “aileme yeterince saygi gostermedin” gibi binlerce sebep esler tarafindan kendilerini toplum onunde, ailelerinin onunde, arkadaslarinin onunde hakli cikarmak icin ortaya suruluyor. Bu sureci en sancili ve travmatik bir sekilde geciren kadin ve erkekten cok “cocuk” oluyor malesef….Cocuk, kimin kimi terk ettigine bakmiyor bile.Cogu zaman anne-baba arasindaki anlasmazligin kendinden kaynaklandigini dusunup, kendi dunyasinda mutlak ve onarilamaz yaralarin olustugu bir surecin icine giriyor. Biz buyukler ne yapiyoruz peki?

 Biz buyukler bu sarsici sureci bir taraftan kabullenmeye calisirken, bir taraftan da ikili savasimiza devam ediyoruz.Canimiz, herseyimiz oldugunu soyledigimiz evlatlarimizi bu surecte gormezden geliyoruz.Sasirtici ama yaptigimizin ne denli yikici oldugunu ancak cocugumuz bir yetiskin oldugunda, kendi hayat arkadasini secme sureci icine girdiginde, onla yaptigimiz konusmalar sirasinda gorebiliyoruz.

Taraflar evliligi bitirme karari aliyorsa, zaten ortada sorun var.Kim kurulmus duzenini kucuk anlamsiz kaprisler icin yikmak isterki? Tabiki hickimse. Iki taraf, bayan ve erkek cogunlukla bosanmanin ardindan kendini sudan cikmis balik gibi hissediyor. Ozellikle cocugun velayetini alan bireyin bir an once kendin toparlamasi, sorumluluklarinin farkina varmasi bu surecin sonunda olmazsa olmazlarindan.Velayeti alan bireyin artik esas bir sorumlulugu ve cocuguyla baslayacagi yeni bir hayat hemen onun yani basinda duruyor.Bireyin tek yapmasi gereken bir an once kendini bu duygusal cemberin, bu yikim cemberinin icinden cikartmasi….

Hırslar, kızgınlıklar zamanla törpüleniyor öfke dolu bakışlar, laf sokmalar, can acıtmak için kıvranmalar hepsi geçiyor zamanla…

Kisacasi herkes hayatina devam ediyor bir sekilde: biz büyükler yaralarımızı sarıp önümüze bakıyoruz, bakabiliyoruz. Bu süreçteasil önemli olan tek şey çocukların nasil ne kadar az hasar göregini dusunmek, bunu saglamak icin yollar bulmaya calismak. Cocuklar hiçbir şeyi unutmuyor, silmiyor beyninden…Olanlar yillar gecsede ilk gunku tazeligiyle hafizalara zincirleniyor.

Zaten hayata 1-0 yenik başlamış cocuga; anne-babanin bu sureci agir bir sekilde yasatmaya hic mi hic hakki yok. Evlenmek, çocuk dünyaya getirmek ve ardından boşanmak son derece doğal. Ancak bunları yaparken hiçbirmizi çocuğumuzun fikrini alma şansına sahip değiliz…En azından evlenme ve onu dünyaya getirme aşamasında. O zaman cocuklara ikiligi anlasmazligimin sucunu yuklemek yerinde bir davranis mi? Hani cocugumuz bizim canimizdi, herseyimizdi.Nerde kaldi bu soylemler?

Bayan ve erkegin bosanma sirasinda cocugu birbirlerine namlu gibi cevirmeye, aralarindaki anlasmazligi cocuga yuklemeye hic mi hic haklari yok. Cocugu birbirlerine namlu gibi cevirmek yerine neden yeni iki hayatin ortak oznesi haline getirmeye calismiyorlar anlamis degilim? Siz ikiniz, birbirinizden sikayet eden, nefret eden sevgili iki es unutmayin o guzel cocugu siz simdi nefret kustuğunuz eski karınız ya da kocanızla sevişerek yaptınız. En azından bunun hatırına susun, birbirinizin ofkesini susturmaya calisin.

Her kadın biraz zalimdir aslında; sadece bunu herzaman belli etmez....




Kadın çabalar.
Kadın koşar..
Kadın yalvarır..
Erkekse olağanda sertliğiyle durur karşısında..
Şiddet gösterir..
Kadın ağlar..
Erkek hakaret eder..
Kadın üzülür..
Sevdiği adamın her sözü kalbine bir ok gibi iner..
Erkek durmaz..
Devam eder..
Bilmez..
Erkeğin bilmediği bir şey daha vardır..
Yaptığı her hata kadının defterine bir çeltikdir..
Kadın her kırıldığında hayali defterine bir not daha düşer..
Her üzüntüde o deftere yeni satırlar eklenir..
Örneğin bir kaç kız toplandığında, defter açılır..
Kısmen..
Çünkü esas notlar her zaman en sona saklanır..
Satırlar süzülür gözyaşları eşliğine..
Nefretler dile gelir..
Boş telkinler eşliğinde..
Sonuçta dönülen nokta yine aynı olur..
O adamdır..
Kadın üzüleceğini bile bile gider o adama..
Başına gelecekleri bile bile tutar elini..
Kırılacağını bile bile sarılır boynuna..
Öper uzun uzun..
Erkek, kendisine verilen gizli bir şansı yine hiçe sayar..
Boş tartışmalarla heba olur geçen zaman..
Kadın yine üzülür..
Yine ağlar..
Ve erkek gider en sonunda..
Kaçar..
Kadın yaşayan ölü olur..
Attığı her adımda hüzün vardır artık..
Zamanla azalsa da içinde kalır hep bir şeyler..


Kaçıp giden erkeklerin geri dönmesi sıkça görülen bir durumdur..
Çünkü erkeklerin hayatı hep bir arayış içindedir..
Tutunacak bir dal aramakla geçer hayatları..
Gözünün önünde olanı değil başkasını arar..
Tüm kapılar kendisine kapandığında eskiler dönüş yapar..
Erkekler birer çocuktur..
En sert, en ciddi duruşun altında bile zayıf bir ruh vardır..
Çok çabuk incinir o..
Belli edilmemesi için şiddete başvurulur..
Sürekli istekler, sürekli engellemeler hep bundandır..
Erkekler sanıldığı kadar güçlü değildir..


Kadın üzüldüğünde kolay kolay silemez yaşananları..
Kadınların en sık başvurduğu beyaz yalandır bu..
Unuttum, boşver vs..
Her ayrıntı bir nottur kadının gizli defterinde..
Her notun bir çıkış zamanı vardır..
İlişkilerde iktidar her zaman kadının elindedir..
Kadın bir süreliğine erkeğe devreder ünvanını..
Erkeğin üstün görünmesi hoşuna gider..
Çocukluğundan beri liderlik kompleksleriyle büyüyen erkek bu ’’geçici’’ ünvanı sürekli sanır..
Kendi küçük egoları yüzünden büyük yaralar açar sevgilinin kalbinde..
Aşkın son, nefretin ilk damlalarını damlatır sevgilinin kalbine..
Erkeğin her hatası kadının içinde saklanır..
Aylar hatta yıllar sonra ortaya çıkmak üzere depolanır beyninde..
Kadın sadece uygun zamanı bekler..
Ölümcül darbe hazırdır..
Hiç beklenmedik bir anda notlar çıkartılır ortaya..
Hatalar bir bir sıralanır..
Defter açılmıştır..
Erkeğin bir zamanlar basit gördüğü şeyler şimdi kabusu olmak üzeredir..
Kırılan kalp tekrar onarılamaz..
Kadının iktidar zamanı gelir..
Erkek gerçekle yüzleşir..

Her kadın biraz zalimdir aslında..
Sadece bunu her zaman belli etmezler..

Sunday, May 22, 2011

An ve Masal

 
Güneşin ve suyun tadıyla 
Uçunca bulutların tarlasına
Orada gece yok
Gece olmuyor uzaklarda

Boynumda gümüş bir kafes
Sadakatsiz bir cariye gibi
Uzanıp kıvrıldım ayın ortasına
O bir dede
Ben bir tanrıça
Günlerce uçtuk alacakaranlıkta

Boynum ince
Kalbim boş
Sürdüm yüzümü ağaçlara
Rüzgâra sürdüm gözlerimi acıyla
Geçtiğim yollar
Ve uçtuğum
O gecesiz gökyüzü
Bulutların tarlasında oturan
Tanrı kadar yorgun
Fısıldadılar:

An ve masal
An ve masal

Bejan Matur
 

Sinema Perdesinden Akilda Kalanlar...



Incir Receli

Ben insanları arabaların camlarına vuran yağmur damlalarına benzetiyorum.Bazen bir damla aşağı doğru kayarken başka bir damlaya karışıp güçlenerek daha hızlı ilerler.Bende sana karıştım aşkım...İnsanlar acımasız ,savurgan hiç birşeyin sonu gelmiyecekmiş gibi davranıyorlar.Bir gün şöförün camı açabileceğini hiç düşünmüyorlar.....Seni Seviyorum... 
..Asil    ucuz    olan    ne   biliyor  musun? ..... bes kurus vermeden savurdugunuz yargilariniz.....



Dokunmayı anlat bana,
Parmak uçlarında atışını yüreğin...
...
Bana "senli" bir masal anlat,
Gökten hiç elma düşmesin sevgili...


Fikrimde tarifsiz gülüşün
Cebimde koca bir "Hoşça"kal...

Piyanist
Bizi yaralarsanız kanamaz mıyız?
Bizi gıdıklarsanız gülmez miyiz?
Bizi zehirlerseniz ölmez miyiz?
…
Ve bize karşı yanlış davranırsanız,
intikam almaz mıyız?
 Kaybedenler Kulubu



Bazen büyük farklılıklar insanları birbirine daha da yakınlaştırır.
- Geçen cumaya gittim.
-Ne zaman?
- Salı. Ben hep salıları giderim, daha sakin olur.
İnsanın yer yüzünde kendisine en uzak olduğu nokta, kendi sırtıdır aslında.
Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki ?
“Kaybedenlik bir durum, seçim. Yalnızca oturmak ve seyretmek, beklemeyi bilmek. Bunun içinde Heidegger de var, Camus de, Sartre da, Nietzsche de… Bir nevi eylemsizlik, tamamıyla bir bakış açısı; bir şeyi kaybetmekten değil. Dinginlik hali, sakinleşmeyle örtüştüğünü söylemek mümkün. Vazgeçişin tersi çünkü bir kaybeden intihar etmez, ulaşacağı, değer verdiği bir şey yoktur. Değerli olan her şey değer verdiğimiz kadar var. Bir bilgelik arayışı…”
Bunca insan yalnızken neden bunca insan yalnız?
Hiç aradığın şeyi bulduğunda, bulduğun şeyin aradığın şey olup olmadığına dönüp baktın mı ?
Kadınlar, seni sen yapan özelliklerine aşık olurlar, sonra da o özellikleri senden almaya çalışırlar.
Yalnızlıkla öyle güzel dalga geçiyordunuz ki; sonraki akşamınınkini de dinleyeyim ondan sonra yaparım, dedim. Farkında olmadan baktım ki, sürekli sizin programı bekler oldum. Beklerken de bir baktım ölmeyi unutmuşum.
- Nasılsın?
-Standart.
- Üff eski sevgilimi hatırladım ya.
  -Hangisini?
- Ya,işte onu! Hatırlayamadım.
Cevabı olmayan herhangi bir şeyin sorusu da olmaz zaten sayın dinleyen. Sorular sadece cevabı duymak isteğiyle var olurlar.

Bir kürenin üzerinde yapılan bütün yolculuklar, aslında yalnızca başlangıç noktasına yaklaşmaya yarar.
Rutine dönüşen her şey, sıkıcıdır aslında. Ya bu yüzden komşunun bahçesindeki çimen bize hep daha yeşil gelir, her zaman.
Aşık olmak anlık bir şey. Birden her şeyin çok parlak göründüğü, birden en pastel renklerin bile ısınmaya başladığı, birden tüm yemeklerin, çok daha lezzetli olduğu bir an bu.
Ask Tesadufleri Sever



Aşk tesadüfleri sever
Kader ayrılıkları 
Yıllar geçmeyi sever 
İnsan aramayı 
Güller açmayı sever 
Zaman soldurmayı 
Eller birleşmeyi sever 
Yollar ayrılmayı 
Herkes geçmişi öder 
Bir yol ayrımında 
Başlamak istersen 
Yeni bir hayata 
Gölgeni yedek 
Bırak ardında 
Hayat tekrarları sever 
Kuşlar dalları sever
Kanatlarsa uçmayı.


Bazen ilk görüşte bilirsin, o insan senin kaderindir. Bazen bir ömür ararsın, bulunmaz...
Bir çerçeve gibidir hayat. Bazen dışına çıkamayacağın anlar olur;ama önemli olan çerçeveye koyduğumuz resimdir.
Bize senin için çok önemli olan kaybettiğin bir şeyi tek kelimeyle söyle.
İstanbul başkasının çocuğu gibidir. Gülünce seversin, ağlayınca bırakıp kaçmak istersin…

The Godfather(Baba)


 Dostluk ve para zeytinyağı ve su gibidir. 
Ailesiyle vakit geçirmeyen adam gerçek bir ‘adam’ değildir.
Para silahtır ama siyaset, tetiği ne zaman çekeceğini bilmektir.
En zengin insan, en güçlü arkadaşlara sahip olan insandır.
Düşmanlarından nefret etme bu senin yargılama yetini etkiler.
Hayatta kesin olan tek bir şey varsa,eğer tarih bize bir şey anlatabildiyse,bu herkesi öldürebileceğindir.
Friendship is everything. Friendship is more than talent. It is more than government.It is almost the equal of family. Never forget that.
Her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir.
(Don Corleone) - Eli çantalı bir hırsız [avukat] eli silahlı bir hırsızdan daha çok çalar.
The Kite Runner(Ucurtma Avcisi)



Tek bir günah var, o da hırsızlık. Diğer tüm günahlar, hırsızlığın farklı versiyonlarıdır. Örneğin yalan söylersen başkasının doğruyu bilme hakkını çalarsın…
Artık Baba ‘ nın yanıldığını görebiliyorum ; bir Allah var . Her zaman da vardı . O ‘ nu burada , bu umutsuz , yılgın koridordaki insanların gözlerinde görebiliyorum . Burası Allah ‘ ın gerçek evi ; O’nu kaybedenler O’nu yine burada bulabilir – göz kamaştırıcı ışıkları , göğe yükselen minareleriyle o beyaz camide değil . Allah var , olmalı . Şimdi dua edecek O’na yakaracağım ; bunca yıldır O’nu ihmal ettiğim , yalan söylediğim , hiçbir cezaya uğramadan , özgürce günah işlediğim için…Birde O’na , bunca zaman görmezden gelip şimdi sıkışınca , sırf ihtiyaçtan başvurduğum için bağışlamasını isteyeceğim . Kitabın söylediği kadar merhametli , verici rahim olduğu için O’na yalvardığımı açıklayacağım….Yeter ki duamı kabul etsin , şu tek arzumu yerine getirsin : Hasan ‘ ın kanı ellerime bulaştı ; oğlunun kanının da bulaşmaması için Sana yalvarıyorum .

Titanik(Titanic)


Müzikle birlikte boğulacağız ; burası kesin birinci sınıf..
Fareler ne tarafa kaçıyorsa doğru yön o taraftır.
Changeling(Sahtekar)



-Akli sağlığım tamamen yerinde. Onlara da açıklayacağım bunu.

-Biliyorum. Ama ne kadar akıllı davranmaya çalışırsan o kadar deli görünürsün. Çok gülüyorsan sanrılar görüp, histeriden müzdaripsindir. Gülmüyorsan depresyondasındır. Arada kalırsan duygusal olarak gelişmemişsindir.

Yenik Serce'den...


''ışığın'' diyordu: kırılıp düştüğü yerlerden geliyorum; karanlık kördü ve acımasız... ellerimle kırdım ben de kalan kanatlarımı; kanatlarımı kanatmaktan geliyorum...


o bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı. sonra da çift çıkardık; kar yağardı, biz dinlemez, çıkardık! o kentte bütün sokaklar biz yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı, insanlar dar yapılmıştı, çıkardık!

kar durmazdı, üşüşürdü saçlarına ve hep bir şeylere ağlardı o karlı havalarda... avurtlarına çarpan kar taneleri, gözyaşlarının sıcaklığına çarpıp erirdi... erirdi... biz yan yana, yana yana... yana yana!

o bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı
ben yürüsem bütün yollar ona çıkardı...



Yenik serçe'den

Güçlü olmak artık beni yoruyor Olric







Gunes henuz batti bu kucuk sehirde Olric ile birlikte.
                                                                                                     
 Güçlü olmak artık beni yoruyor olric
herkese karşı dimdik olmak...
arkasında durmak attığım her adımın yoruyor...
Ki buralarda bilmem hangi uykunun hangi köşesinde…
beklemedeyim hiç gelmeyecek olanı

uyan olric ... doğrul... ..........seni bekliyor.....
düş değil gerçek
..............seni bekliyor...

yanımdaymışsın yalanına kendimi kandırırken
derdin tam orta yerine düştüğümün farkında değildim elbet
kimseye arka bahçelerimden geçen katarların ağırlığını duyurmadım
duymayın da artık beni...

bir yerlerde hep yanlış yapmanın telaşlı kıpırtısını yaşıyorken...
o yanlışın artık sonsuza dek düzeltilemeyeceğini bilmenin
kıstırılmışlığı ile
pusuyorum bazen....
uzun süre gecelere küsüyorum...
uzun süre kendime küsüyorum...
uzun süre kaleme...kağıda küsüyorum...hayata küsüyorum

denizin en sığ yerinden başladık yol almaya olric
şimdi kara görünmüyor gerimizde…

bugün mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa olric
en iyi kendime yazarım ben...
`kış´ dedim, `henüz gitmek için hazırlık yapmıyor´...
hala (d)üşüyorum...(mart)

sen acıyı biriktirmeyi seversin olric…
sen biriktirmeyi seversin....hadi devam et şimdi …kuru yaprakları...
deniz taşlarını… gözyaşını… sorulamamış soruları …
senden kalan sesleri… yaşanamamış paylaşılmışlıkları…
birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü…
ve özlemi biriktirmeye…

siyah dedim en güzel taşıdığım renk...
ve herkesin üzerinden akan renk...
şimdi bunca karanlığın üstüne oturup bir mektup yazmalı ilkbahara
ve yaz´a
`hadi renklerini topla da gel´ demeli...
Sen de sıcağı pek sevmezsin olric…
güz´ü severdin sende…son baharı severdin
bu yüzden mi hep sonbaharlarda sevdik biz…

sonbahar gibi hep kaynayan bir neşeyle savrulurdun hayatın içinde
yaprak yaprak… yön seçmeden…
Ben yüzüme kondurduğum hüzünle boyardım her şeyi…
sen hazan yüzlüm olurdun olric…

Yağmur da başladı olric… Rüzgarın en delisi beni buluyor yine…
O an, `dünyayı karış karış dolaşsam´ diyorum kendime...
Gülümsüyorsun...
ne de çok yakışıyor gözlerine tebessüm…
ki gözlerin hep güler(di) senin…
şimdi Dünyayı karışlamayı unutuyorum gözlerinde...

martıları da seversin sen olric…Gülümsüyorsun yine..
Ne de çok yakışıyor gözlerine tebessüm…
Oysa ben bugün kendime mektuplarımı postalamak için çıkmıştım
sokağa...
martılar dolan gözlerinde yitiverdim...

yağmur hızlandı…rüzgar da... `kış´ dedim, `çok azimli.´
Beni hırpalamak istiyor…
az mı hırpalandım ben olric…
kapıyı vurup çıkışlarımın kar´ı dondurmadı mı beni…
daha bir buza kesmedi mi içim…
dönüşlerimdeki mora kesmiş parmaklarımı hissetmeyişim
ve yüzümde donmuş gözyaşları mı ısıtmaya çalışırken sende hep
dondun ...
ama ellerimde ki mektupları göremedin olric…
`Onları şimdi adreslerine doğru fırlatıyorum´ dedim…
Rüzgarın yağmurun önüne savurdum bir bir... Uçtular ıslanarak....
bugün kendime mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa…
ben de takıldım köşelerine…
biliyorsun ya En güzeli senin hiç gitmeyeceğini bilmek (di) olric...

çekilip içimin kuytularına her ne varsa birikmiş içeride
dökmek var aklımda yeni mektup sayfalarına…
tut beni olric… beni her şeye rağmen tut…
yoksa karanlıklarda yok olacağım…

Ki Aşk; acıtan… kanayan yaranın yanında gözlerinin özlemi…
göz yaşlarımızın tuzlu tadı…karanlığın gölgesinin ayak izi …
belki sen… belki ben…belki biz olamayışımız…
belki aşk´ın korkuya galip gelemediği meydan…
Ki aşk hep sahip olduğum da hiç fark edemediğim olric!...

Belki ben etiketimi serseri mayın yapıştırmışlığımdan…
belki korkusuzluğumdan bir o kadar adam gibi oluşumdan…
belki de sivri topuk giyip salınamayışımdan böyleyim…
içimde ki güç uzun zamandır beni havalandıramayacak kadar ışıksız…
kanatlarımsa hiç olmadı melek değilim…yada var…
olsam olsam şeytan…ama şeytanda bir melek di değil mi ...
kullanma kılavuzum yok sorun beklide bu olric…
yanıldığım bir gerçek

Önce bir şeyleri resmetmenin zorluğunu fark ettim...
Sen ki resmedilemeyecek kadar gizlere bürünmüşsün..
ne kadar kazısam hep pentimento olric..!.
İçimin saklısına böyle bitimsiz bir acı yerleşmişken nasıl söylemeli…
kime ne anlatmalı… kimden ummalı bir çıkış...
ki Yusuf çık o kuyudan çığlıklarıyla ürperirken ruhum…
Olmayacağını bile bile...
seni inadına kirletmeyen…seni büyüten…
seni allayan pullayan…
seni bir başka raftan alıp bir başka rafa koyan
ve bir türlü en uygun mekanı bulamayan…
sana ki hiçbir mekanı yakıştıramayan aşk´tı

Ben…Aşk belki... diyerek çıktım yola…
Aşk belki… her bitenle başlayandı…
Başlayamadım olric!...

aşk dediğim benden doğandı...
gidişimin en büyük nedeni Uzaklarına çekilip… uzaklarından bakmak…
seni yeniden doğurmaktı…
Kim bilirdi ki gitmeye karar verenin…
gitmek için hangi sözün ardına gizlendiğini?
Dönmek için elbet gitmek gerekir ama sen fazla açıldın kıyından…
Çek kürekleri olric... çek kürekleri ...
biliyorsun ki ne kadar çeksen asla kıyılara ulaşamayacağız!

Kış yüklenmişken beyaz dallarına ağaçların..
ocak´tı şubat´tı en son mart´tı…
Kış ağırlığını taşıtıyorken kalplere… buza kestiriyorken yürekleri…
bana dönük adımlarının yavaşlaması
havanın soğukluğundadır kandırmacasındayım…
Oysa ağırlığı veren…
içimdeki Hüznün çığlığında ellerimi sıkışımla avuçlarıma dolan kan…
acısıyla burkulan yüzümdeki göz yaşları…
ve hiç bitmeyeceğini düşündüğüm karanlığın orta yeri...

Eğer yeniden gelseydim hayata deyip kalakalıyorum…
"Eğer yeniden gelme şansım olsaydı hayata...
tüm hatalarımı yeniden yaşardım" diyen şairin
dibe vurmuş umutsuzluğuyla karşı karşıyayım…
Bir daha dönemeyecek olmak... bir daha başlayamayacak olmak...
bir daha gelmeyecek olmak…bir dahası olmayacak olric...
bir dahası hiç olmayacak ...

En keskin can alıcı virajlarını takipteyim şimdi dönülesi yolların...
Kış hâlâ duruyor olduğu yerde... Ben duruyorum…
sen yanımdan hızla geçiyorsun uzaklara ….
Oysa bilmiyorsun ben Uzaklara yollanacak bir mektubu taşıyorum içimde…
Yazılanlar çoktan yazıldı... yaşandı ve bitti olric...
yazılanlar çoktan yazıldı bitti...
asla yinelemeyeceğiz bir daha!

Nereye gitsem yabancıyım…
ve yabancı dediğim güz hep başka…hazan başka…
Havada dolanan yağmur yüklü bulutun tadı başka…
yeşiline aldandığım sonbaharda solan yaprağın izi başka…
bilmiyorsun…
kaç gece intihar sehpalarına kendim vurdum tekmeyi
kaç gece giyotin altında kesildim
kaç gece namludan baktım dolunaya…
kaç gece senden bittim…uçurumundan düştüm kaç kere bilmiyorsun olric…

seni aramıyorum uzun zamandır…seni bulmuyorum…
seni yabancılaştığım… kaybettiğim …
bulamadığım kendimde bile aramıyorum …
ki bulduğum yerde yitirme kesinliği karşımda apaçık duruyor…
bile bile sokuyor kendini akrep…
bile bile gizli ölümlere mezar kazıyorum…
boğazıma dayalı bıçağın sancısı kanadıkça biraz daha ölüyorum…
bundan sonrası hissizlik… ötesi ise silikleşecek…
sus olric…
sus sonsuza kadar… ne sesini duymak istiyorum ne sessizliğini...
hiç bilmedin içimde kanayan sancının derinliğini

Artık hiçbir şeyine dönmeyeceğim gözlerimin ışıltısı sönmüş yüzümü
Ki seni her sabah suskunluğumla bıraksaydım
bu kadar yok olmayacak bu kadar tiz´leşmeyecektin…
yürek atışlarının "dursun artık" istemiyle bakakalacaksın…
nafile... nafile...
bir kere başladın mı artık "bitmek" denen kayboluyor…
sürekli başlıyorsun…
sürekli ardı ardına bağlanmış ip gibi asılı kalıyorsun zamana…
dursa ne çıkar… başladı ve bitmeyecek…sadece yön değiştirecek…
görüntü değiştirecek…isim değiştirecek…renk... mekan... dil...
ama bitmeyecek hiç olric…
ki her şeye bir sözleri var olric…
ben ne kadar her şeye susuyorsam
onlar o kadar her şeye çok tanıdıkmış gibi görünüyorlar…

kim olric kim ….
kim sendeki senden ...başka bir sen oluşturmadan
seni kabul etmeyi ...ta baştan kendine söylemiş
ta baştan göze alabilmişti ki…

kışın dondurucu soğuğu kadar dayanılmazdı zaman…
kitap raflarına kafamı gömüp aradığım asıl bulmak istediğimdi…
aradığım neydi olric…

kış ki önümü kesmeyi sevdi hep…
ama ben kış´a inat bir cümleyle açtım yolları bildin hep!...
ahh işte…
"hep olmayacakları mı ister insan… hep olmayacağa mı yönlendirir
yoksa olayları"
içimdekiler eylül dansından geri kalanlar ver elini olric…
aşk´ın bizi bıraktığı sahilden başlayıp bırakalım içimizdeki
tüm gereksiz cam kırıklarını…

ben elime bez bebeğimi alıp oturayım cam pervazlarında…
ben uçurayım uçurtmamı…sen bilyelerini yuvarla yokuş aşağı
ver elini olric..
"her şey güzel olacak …buda geçecek…
sen güçlüsün" diye diye yolu yarıladık bak!...

Az´ım olric...azımsanıyorum...azım sanıyorum!...
gidip bir köşede biriktirme zamanım geldide geçti bile…
ki az zamanda ne şiirler biriktirmiştim içimde…
sen şiirleri bilir misin olric? Ben bildiğini bilirim…
yorgunluğumun kimsesizliğinde titrediğin her gece …
olric bir tek sendin omzunda dinlendiğim...
Sen ile ben olric…
öğrenmeliydik yalnızlığın kaç bucak olduğunu...
ve bir ve iki ve üç olric…dönüş yok…
Sen ve ben…tükendiğinde yittiğinde her şey "yaşandı bitti"
diyebilecek gücü şimdiden toplamalıydık…
Geç mi kaldık? Olric…
Geç kaldığımızı anlamak için bile mi çok geç kaldık yoksa
Doğruya…
ne varsa beklenen.. arası kapatılamayacak mesafelerce geç kaldık…
Bitmek varsa eğer… geçmişi ak sayfalara kaydedecek …
silmeyecek beyaza boyayacak zaman bitti olric...

Bir an da… hiç olmayacak bir zamanda…
nedir bu kalabalık bu kurtlar sofrası? Ellerinde pankartlar…
`Aşk bir ihtilâldir!´ – `Aşk bir başkalaşımdır!´ –

`Aşk bir yitiştir!´ – Aşk bir ihanettir!
Semender ateşiyle etrafımı sarmışlar elini uzat olric…
uzat elini... ben kendi ihtilâlimden endişeliyim…..
ben her dokunduğumu inciten…
ben her uzandığımı yok edecek bir felaket kadar felaket!

Aşk belki… ağlamaktır...ağladıkça anlarsın…anladıkça ağlarsın…
Nasıl da eritir göz yaşı insanı…Gel seninle bir daha ağlayalım …
Yaşanmışlara… yaşanmamışlara… bir de hiç yaşanamayacaklara
Ağlamak güzeldir olric… ağlamak ki yüreğin temizlik eylemi derler…
Ama bilmezmisin cam kırıkları temizlenmiyor olric!

Her gün bir şeyler değişiyor…
ardımda Bıraktığım hiçbir şeyin bıraktığım gibi kalmadığını biliyorum…
kendimin bile o küçük şehirdeki gibi olmadığını bilmek
her defasında içimi bir parça daha acıtıyor…
kalan sadece benden ufak tefek parçalar…
çocukluğumu gömmüşüm o şehre…küçük mutluluklarımı...
zamansa inadına tepeleyip geçiyor her şeyi…
beni… seni… anıların her anını...
zaman ilerledikçe silineceğine netleşiyor geçmiş…
satır araları canlanıveriyor
isimler yüz hatlarına bürünüp çıkıyorlar karşıma…
Ne desem az… ne desem çok…
ne desem boş…ne desem yersiz ve yetersiz
Aşk´ına vurdum başımı… iflah olmam…BEN ADAM OLMAM…
ne kadar su verirsen ver…artık susuzluğumu gideremezsin
ne kadar ışık tutarsan tut… artık karanlığımı ışıtamazsın
içimde hiç dinmeyen bir fısıltı olarak kalacaksın
olric!... seni kaybetmek bir daha bulamamak demekti…
geç anladım!

Şimdi gölgemize gitmeleri yerleştirip `uzak´ dedikleri yeri
hedefleyelim gel seninle Olric...

seninle konuşmalıydım olric
çok çok önceleri ilk karşılaştığımda…kırılmamışken…incinmemişken..
henüz bu kadar yorulmamışken…
şimdi ne kadar konuşsam gözlerindeki o pus hiç gitmiyor...
hiç gitmeyecek... anlıyorum…
Neden bu kadar üzgün suskunluğuna anlatıyordun acını?
neden hep denizin karşısına … aynı yalnızlığın içinde kayboluyordun?
neden hep susuyordun?
neden hep susuyorduk?
neden hep...
seninle konuşmalıydım olric
ne kadar da benden olduğunu anlatmalıydım….
kendini artık dinlemek zorunda olduğunu bir şekilde anlatmalıydım sana
boş boş baktığın kalabalıklardan değil… kendinden medet...
o...benim evet... yani sen
ben olric, sen olric...

seninle konuşmalıydım olric
zaman aktı geçti yanından… durdun hep…bir şeyler geçip giderken
senden çok şey alıp götürdüğünü bile bile durdun…
sevgililer hep gider olric...biz kalırız artakalan onlardan
ve bize bıraktıkları cam kırıkları...

bir gün yarın diye bir şey olmayacak olric…
yarın´ımız bize varmadan ne mümkünse ya yapmalıyız beraberce
yada ölmeliyiz olric…ya tut elimden..yada bırak ölelim…
ki rüyalarım kabusa dönüşüp bizi kirletiyor olric…

Düşlerin en güzelinde çıktın karşıma olric...
Düşlerin en güzelini en güzel yapan… senin duruşun...
bakışın... ve suskunluğundu.
Kendine "Yüzünü dökme küçük kız" dedirtecek kadar hazandın..
Söylesene olric bu defa susma ...Bir dahası olur mu düşlerin?
Şimdi Al yalnızlığımı ört üzerine olric...
Belki o vakit bırakıp her şeyi…
gelirim bir yerlerden başlamak için yeniden…
evet korkularla inançsızlıklarla…kırılmışlıklarla…karşı karşıyayız…
ama bil ki korkular ille de sebepli olric...
"Sevdiğini incitir insan" diyenleri haklı çıkaracak kadar acıyla
yanışım.
Ne ekersen onu biçersin diyen rüzgarım sonrasındaki fırtınalarım…
Bir şiire vurulup da hiçbir şiir olamayışım...
ve nerede… nasıl…
ne zaman sonlanacağını artık pek de umursamadığım…
bilemediğim hayatım…
Hepsi bir "yaşandı bitti" noktasının etrafında dolanıyor…
nokta gelip koyuyor sonunu…
hadi durma Al yalnızlığımı ört üzerine olric...

Duruyorum...susuyorum...
uzun zamandır... Birgün´ü bekliyorum sanırım…
bir gün her şey iyileşecek deyip
içimde Öyle büyük fırtınalar biriktiriyorum ki…
o fırtınaların her birinde "okkalı küfürler" çığlığıma kapılıp
kayboluyor...
Yutuluyorum olric…
doğru olanı yapmak her zaman mutlu etmiyor olric...
Mutlu olmak adına tüm düşüncelerimi bir kenara bırakma arzusuyla
yırtarken yazılmışları... yaşanmışlıkları ki ben mutluydum olric..
mutluyduk..mutluymuşum…biliyorum ki artık…

kendi istemedi mi gelmeyecek mutluluğum…
sahip olmayacak hayatımıza olric..
işte bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine…
Al yalnızlığımı olric.

Giderken hiç gitmeyen… kaçarken hep beni izleyen…
her adreste karşıma çıkan sensin olric...
Bak yağmur yağıyor yine… üstelik gri….
Bu aralar yağmurların rengi hep gri...
Sen… yağmur ve bir bardak demli çay...
birbirinize ne de çok yakışıyorsunuz…
sen çayı çok seversin olric…yağmuru da ben…
sensiz çay ısıtmıyor içimi olric…
bilmiyorsun ki
"koca bir ömrü harcamak" dedikleri gerçeğin altını seninle çizdim
ben...

seni özlüyorum…yağmur içimde …hep seni özlüyorum olric...
bul beni!
Çek çıkar düştüğüm kuyudan…
ki biliyorsun ben var halimle yok olma çabasındayım…
nefes aldığın her anı hayata döndürememenin telaşındayım..
yazıyorum olric…okuya okuya bul beni…
ne imla..ne satır arası... ne paragraf..
boşluk yok olric...dopdoluyum...
Buralarda kalakaldım olric...
bir o kadar durgun…Öyle bir şey işte...
görüyorum ki Benimle birlikte hiçbir şey kalakalmıyor…
zaman durmuyor insanlar durmuyor Rüzgar esiyor yine…sular akıyor…
saat inadına tik tak...akşam oluyor… sabah oluyor…
ağaçlar bir döküyor yapraklarını bir çiçek açıyor...
ben hariç Hiçbir şey kalakalmıyor olric...

Hüzne bulanmadan yaşanmıyor ki olric...
İlk açılan yaranın bir daha kapanmayacağını…
ilk kopan fırtınanın ömür boyu dinmeyeceğini…
hep ilk olanın ne varsa aniden değiştirivereceğini
nereden bilebilirdin ki olric...
Şehirler değiştiriyorum…olric…
"içimden şehirler geçiyor sen her durakda duruyor inmiyorsun"lara
takılıp kalıyorum…
Şehirler değişiyor olric… ben değişiyorum…
değiştikçe kanıyorum…
dünya da değişiyor ya...
Bir… yaşanmışlıklar olduğu gibi duruyor işte...
"Sen yok desen de...ay dolunay işte..."

ve ben vazgeçip her şeyden
hayatlardan bir gölge gibi çekiliyorum uzaklara...

Oguz Atay/ Tutunamayanlar